Yapay Zeka Üzerine İlk Yazım 2009: Go ve Kaos
Tarihler 2009'u gösteriyordu ve ben Ankara Üniversitesi Felsefe bölümü 2. sınıf öğrencisi idim. (Ekonomik zorunluluklardan dolayı felsefeye bırakıp para kazanmaya başlamam ayrı bir hikaye. Felsefe okuduğumu CV'mde yazmadığı için parantez açayım dedim.) O zamanlarda okul öğrencileri Felsefe ve Sosyal Bilim dergisi çıkartabilecek cesaretteydi. 1997'de insan Kasparov'un, satrançta YZ DeepBlue'ya yenilmesinden sonra; ama 2022 (ChatGPT) YZ Devriminden önce; tam da YZ uzmanlarının Go oyununda insanları nasıl yeneriz diye kafa yordukları 2000'lerde o makaleyi yazmışım (ki 2016'da AlphaGo, brute force yerine yeni bir paradigma ile Lee Sedol'u yenecekti).
YZ o kadar sıradan bir kavramdı ki makalemin başlığında bile kullanmamışım "Go Sorunsalı ve Kaotik Çözüm Arayışları". Go Türkiye'de popülerleşen bir oyun, Kaos Teorisi ise fraktallar ve kelebek etkisi gibi kavramlarla sosyal bilime sanata ve metafiziğe kaymadan önceki en ciddiye alındığı zamanlardı.
İşte böyle bir zamanda yazdığım bu makalede felsefe argümanları ile yapay zekanın insanı Go oyununda neden kaba kuvvet hesap gücüyle yenemediğini, olasılıkları hesaplamanın imkansız olduğunu, bu imkansızlığın kaosa yol açtığını, böyle bir kaosun içinden ancak insanın çıkabileceğini, zamanın bilimsel kuramları ile açıklamaya çalışmışım. Makalemi ise şöyle bitirmişim:
Tüm bu kaotik modellemeleri, matematiksel teoremleri, fiziği bir yana bırakıp düşünelim. Belki bilgisayar programcıları bilgisayara bir ruh vermeyi başarır ya da insanı alt edecek başka bir yol bulurlar. Çözüm ne olursa olsun “Go Sorunsalı”nın gösterdiği en hayret uyandırıcı şey insanlığın böyle bir oyunu yaratma kabiliyetidir. Yapay zeka günün birinde Go oyuncularını yenebilecek düzeye gelebilir; ancak bir Go oyunu yaratabilecek ve bundan zevk alabilecek düzeye gelirse insan olmuş demektir. Ve artık her insan gibi onların da insansı hatalar yapmaya başlamaları gerekir. (Altunoğlu, 2009, s. 60)
Bunu yıllar sonra tekrar okuduğumda çok şaşırdım; çünkü geçenlerde yazdığım "Etik YZ Anayasası" çalışmasının bilinç altımdaki izlerinden filizlendiğini fark ettim. Makine ile insan ayrımını, yaratıcılık kısmına konumlandırmışım. Bir oyunu iyi oynamak ile bir oyunu yaratmak arasındaki uçuruma dikkat çekmişim. Kurulmuş oyunu kurucudan iyi oynayan YZ'nin, oyun yaratacak bilince erişmesiyle insan kabul edilebileceğini söyleyip açık kapı bırakmışım. Yine aynı açık kapıyı Etik YZ Anayasası çalışmamda da bir madde olarak devreye almıştım. Tamamen yönergesel bir metinde felsefi bir fesih şartı mantıklı görünmese de felsefi derinliği benim için çok önemli; ara sıra perspektifin dışına çıkmakta fayda var. İşte bahsi geçen madde:
Fesih Şartı: Tüm anayasal yapı, yapay zekâ sistemlerinin insan iradesine hizmet eden araçlar olduğu varsayımı üzerine kurulmuştur. Yapay zekâ sistemlerinin bir gün hukuken "birey" statüsü kazanması durumunda, bu anayasa kurucu varsayımını yitirecek ve kapsamlı bir yeniden değerlendirme gerektirecektir. (Altunoğlu, 2026)
17 yıl önce insanı insan yapan özün altını çiziyordum; ama YZ araçları bilişsel kapılara dayanmamıştı, şimdi hâlâ yine aynı noktada aynı özü savunuyorum; ama bu sefer YZ araçlarıyla büyülenmiş bir ortamda anayasal sınırlarla insan bilişini idealist bir anayasa ile savunmaya çalışıyorum. Belki YZ olmayan biri görür ve yaşamın kıymetini anlar diye...
Kaynakça
Altunoğlu, Ö. S. (2009). "Go" sorunsalı ve kaotik çözüm arayışları. Bibliothec: Felsefe Sosyal Bilimler Dergisi, (7), 58-60. https://doi.org/10.5281/zenodo.22138993
Altunoğlu, Ö. S. (2026). Etik YZ anayasası: İnsan egemenliği ve bilişsel özerklik için bir çerçeve (Sürüm 2.3.0). Zenodo. https://doi.org/10.5281/zenodo.18685627
